PSİKEDELİK PUNK KÂBUSU: TWISTED ISSUES

Twisted Issues (1988), Charles Pinion tarafından çekilmiş korku, komedi, absürtlük ve punk atmosferini harmanlayan sanat filmidir. Yeraltı topluluğunda bir klasik sayılır.
Her şey Charles Pinion’ın Gainesville Florida’da bir punk sahnesini belgesel olarak çekmesiyle başlıyor. 80’lerde ev partileri ve konserler fazlasıyla yaygındı. Yönetmen de bunları izleyip gördükten sonra kaybolduğu aklına geliyor ve bu tarz şeyleri kayıt altına alıp belgesel yapmaya başlıyor. Belgesel de daha sonra filme dönüşüyor.
Twisted Issues, filmden ziyade bir deneyim gibi. İzlerken sanki daha önce gördüğünüz tamamen absürt, psikedelik rüyaların içindeymişsiniz gibi hissettiriyor. Filmin başı hariç geri kalan kısmı gece vaktinde geçtiği için bu hissi arttırıyor.

Filmde derin bir hikaye yok zaten amacı da o değil. Bir grup genç, kaykaycı bir çocuğa sataşır ve çıkan kavga sonucu onu öldürürler. Daha sonra çılgın bir bilim insanı onu bulur ve yeniden hayata döndürmeye çalışır. Tekrar hayata dönen genç, kaykayını ayağına çiviler ve kendisini öldürenlerden intikam almak için şehirde cinayet işlemeye başlar.

Yeniden dirilip intikam arayışına çıkan kaykaycı genç devam ederken ara ara bize yönetmenin kendisinin olduğu sahneler çıkar ve yanında kız arkadaşı vardır. Sürekli televizyona hipnoz olmuş gibi gözükür ve televizyondan arkadaşlarının maruz kaldığı şiddeti izler. Charles bir sahnede bahçe makasıyla mutfakta sebze doğramaktadır. Kız arkadaşı o sırada onu küçümseyince bahçe makasıyla kafasını keser. İşin absürt tarafı filmin ilerleyen kısmında kız arkadaşını kafası sargılı, hiçbir şey olmamış gibi görüyoruz ve Charles ise televiyon izlemeye devam ediyordur. Bir başka sahnede de kız arkadaşı bir kabloyla Charles’ı boğuyor. Yönetmenin mimikleri ve olayların absürtlüğü filmin içine çok çekiyor.

Filmdeki karakterler arasında o bölgenin yerel punk rock gruplarının bazı üyeleri var. Aynı şekilde filmdeki şarkıların çoğu da bu gruplar tarafından yapılmış. Filmin atmosferinden sonra övülecek bir şey varsa o da şarkılarıdır. Çünkü şarkıların çoğu zaten film için yapılmış bu yüzden atmosferiyle müthiş bir şekilde uyuşuyor.

Kaykaycı katil, bir yerden bulduğu kılıçla insanları yaralamaya ve öldürmeye devam eder. Bu sırada kara mizah, absürtlük ve garip diyaloglar geçer. Filmdeki karakterlerden birisi marketin önünde durmaktadır. Köşedeki karanlıktan bir ses onu çağırır ve ona hap verir. Hapı yiyen genç ilginç şeyler görmeye başlar. Filmde bu tarz şeyler fazla var. Sonlara doğru kaykaycı katil, Charles’ın evine gelir. Televizyonda izlediği şey artık kendi başına gelmiştir. Evdeki katil ile Charles’ın arkadaşları arasında oldukça kanlı bir arbede döner ve film biter.

Estetik açıdan çok başarılı bir film bence. Bütçe olmayabilir ama yapılan iş severek yapılınca ortaya iyi şeyler çıkabilir bu film de bunun en iyi örneklerinden. Sonuçta bir şeyleri insanlara aktarmak için teknik olarak bir kamera yeterli.
Filmin bir aralar kaybolduğu hakkında muhabbet dönmüş ancak şuan bazı yerlerde dijital olarak bulunabilir. Sınırlı sayıda restore edilmiş fiziksel versiyonu da mevcut.